18 Ocak 2008 Cuma

ESKİŞEHİR'DEN BİR KAÇ KARE...

Bayramda Ayşe,annem ve babam yeni dünürlerini yani Ayşe'nin nişanlısı Murat'ın ailesini ziyarete gitmişti.Bol bol fotoğraf çek dedim.Ama hava çok soğuk olduğu için fazla gezememişler.
Çektiği birkaç resmi az da olsa yayınlamak istedim.1,5 sene Eskişehirde kalmış biri olarak her zaman sevmişimdir bu şehri.1997 yılında amcamların yanında kalıp İzmir Büyük Dershaneye gitmiştim.
Dershanenin ilk günü otobüs durağında bir kız gördüm.Elimizde aynı kitaplar vardı. O otobüste o gün tanıştım Selma Ertorun ile.Dershane boyunca tarif edemiyeceğim kadar güzel bir arkadaşlık yaşadık.Sinema maceralarım ve merakım da ozamanlar başladı.Titanic filmini 2 kez izledik onunla.Ağlamaktan gözlerimiz şişmişti.
Ayrılık çok zor olmuştu.Üniversite yıllarında mektuplaştık.Sonra izini kaybettim canım arkadaşımın.Afyon-Emirdağ'lı olduğunu biliyorum.Birde İsviçre'ye evlendiğini.
Güzel arkadaşlıkları unutmak çok zor.Bu devirde tekrar yaşamakta.Burdan Selma'yı sevgiyle ve hasretle anıyorum.
Üsteki iştah açıcı fotoğraf Ayşe'nin Murat'ın kızkardeşi ve kuzenleri ile gittiği Kahve Dünyasından.Çikolata içmek istediğiniz de bu güzel görüntü ile karşılaşıyorsunuz.

1997 den beri çok değişmiş olsada hala ordaysalar;burdan Eskişehir'e Kılıçoğlu sinemasına,Pino'ya,Arı sinemasına,Porsuk çayına,Doktorlar caddesine ve hep gittiğimiz çiğ börekçiye selam olsun...

16 Ocak 2008 Çarşamba

SINIR ÖTESİ

Konusunun ilgi çekici ve gerçek olması dışında film kötüydü.Baş rollerinde Antonio Banderas ve Jennider Lopez oynuyor.
1993 yılında gerçekten Meksika'da 400 kadının tecavüz edilip öldürülmesi çok acı.Meksika'da hayat onlar için yeterince zorken birde canlarını korumak zorundalar.Üstelik hükümetlerde bu cinayetlere göz yumuyor.

Filmde sahne çekimlerini ve konunun işlenişini sevmedim.Bir çok kopuk nokta var.Başka oyuncularla (kastım Jennifer Lopez bence şarkı söyleyip dans etsin) daha kaliteli bir senaryo ile film çok güzel olabilirmiş.

Bu benim nacizane fikrim.Benim gibi konusunu ilginç bulduysanız tv çıkınca izleyin.Önceden aranacak bir film değil.

Bu arada kimsenin sayfasına bakmaya zamanım olmadı.Bu yüzden beni affedin.İnşallah yakında herşey normale döner bol bol ziyaret ederim sizleri.

14 Ocak 2008 Pazartesi

BÜYÜK HAZİNE:SIRLAR KİTABI

Herkese Merhaba;
Uzun zaman oldu biliyorum ama elimde olmayan sebeplerden dolayı bilgisayardan biraz uzak kaldım.Bunu telafi etmek için sizinle vizyon filmlerinden birini paylaşmak istedim.

Başrollerince Nicolas Cage,Diane Kruger ve birkaç tane daha tanıdık yüz var.(Ed Harris gibi...)

Film baştan sona aksiyon ve macera.Hiç temposu düşmüyor hep merak uyandırıyor.Gizem dolu macera filmlerini seviyorsanız izlemelisiniz.

İlkinide severek izlemiştim.Eğlenceli bir filme gidip güzel bir hafta sonu yada akşam için ideal bir film.

Filmin genelinde espiri boldu ama Benjamin Gates'in anne ve babalarının kavgaları çok komik ve eğlenceliydi.

Herkese sağlıklı ve mutlu bir hafta diliyorum...

4 Ocak 2008 Cuma

.....OLSAM NE OLURDUM?

Çok sevdiğimiz ve her gün zevkle takip ettiğimiz arkadaşlarımız cocuklacocuk bizi sobelemişler.Onlara teşekkür ediyoruz ve sobeyi cevaplıyoruz.
Fatoş-Portakal
Yemek olsam ne yemeği olurdum:
Ben islim kebabı olurdum.Hem yapmasını hem yemesini çok sevdiğim için.Patlıcansız bir hayat düşünemiyorum .

Müzik aleti olsam ne olurdum:Yan flüt olurdum.Hep çalmayı hayal ettiğim bir müzik aletidir.Çok severekte dinlerim.

Araba olsam ne olurdun:Tabiki Mini Cooper.O kadar küçük olmasına rağmen hem güçlü hem çok şirin.
Aylardan hangisi olurdum:Temmuz olurdum.Bu ayda doğduğum içinde seviyorum ama Temmuz bana neşe ve huzur veriyor.Herşeyin bol olduğu bir ay.

Ayakkabı olsam hangisi olurdum:Çok şık topuklu bir çizme.Hiç bir zaman giyemem o yüzden galiba.Genellikle rahat ayakkabılar giyerim.

Kıyafet olsam ne olurdum:Aşk ve Gurur filmde ki giyilen herhangi bir elbise olabilir.Hepsi birbirinden güzel çünkü.

Ayşe-Mavi

Yemek olsam ne yemeği olurdum:İskender olurdum.Çünkü Muratın en çok sevdiği yemek.
Müzik aleti olsam ne olurdum:Elektro Gitar olurdum.Sert ama çok huzur verici.


Araba olsam ne olurdun:Jip olurdum 4x4 Safariler için.:))

Aylardan hangisi olurdum:Şubat olurdum.Doğum günüm o ayda olduğu için.

Ayakkabı olsam hangisi olurdum:Harley Davıson bir bot olurdum.Hez zaman güvendesiniz.
Kıyafet olsam ne olurdum:Şal olurdum.Sıcacık bir dost.Her zaman arkanızı sizi kollayan.

Şimdi sıra bizde.Başta arkadaşım Duyuşen'i , Zehra'yı ,Muhterem'i ,Nino'yu ve miss-zerrin'i sobeliyoruz.

Kolay gelsin arkadaşlar...

3 Ocak 2008 Perşembe

AŞKIN KİTABI

Geçen sene boyunca sinemaya gelmesini beklediğim ama gelmesi ile gitmesi bir olan dolayısıyla gidemediğim bu filmi vcd de izleme şansım oldu.

Aşk ve Gurur filmi tadında olacağımı tahmin ediyordum yanılmadım.Ama Aşk ve Gurur kadar etkilenmediğimi itiraf ediyorum.O benim Jane Austen serisindeki ilk göz ağrım.


Filmde Jane Austen'ın kendi hayatı anlatılıyor.Kitap yazmaya başlaması,zengin ve soylu bir ailenin yiğeninden alınan evlilik teklifini kabul etmemesi,aşık olması ve sonrası...

Dediğim gibi Aşk ve Gurur çok daha etkileyici ve sarsıcıydı benim için.Aşkın Kitabı biraz üstünden geçiyor hafif kalıyor.Ama izlenmesi gereken güzel romantik bir biyografi.

Şimdi Kate Winslet'ın oynadığı yine Jane Austen romanından uyarlama Aşk ve Yaşam kaldı izlemediğim.Onuda izleyince sanırım bu yazarın tüm kitaplarını alacağım.

Jane Austen İngiltere'de yaşamış o dönemde kadınlar sadece zengin bir koca bulup evlenirken o kitap yazmaya tutkun eğitimli bir kadınmış.Ailesi fakir olduğu için bir yakını tarafından okutulmuş.41 yaşında göğüs kanserinden ölmüş.Bu kısacık hayata birçok kitap sığdırmış.Hiç evlenmemiş.Nedenini filmi izleyince anlayacaksınız.Yaşadığı ev müze haline çevrilmiş.

Romantik seçenekler arayanlar için birebir.Benim gibi Jane Austen tarzının hayranları için ise kaçırılmaması gereken bir film.

2 Ocak 2008 Çarşamba

2008'İN İLK FİLMLERİ...

Herkese Merhaba...
Yoğun bir yeni yıl trafiğinden sonra herkes gibi bizde işe döndük.Yılbaşında Duyuşen'in düzenlediği ''yeni yıl toplanmacası''na katıldık.Sabah ezanıyla eve döndük.Çok güzel şeyler yedik,tabu ve monopol oynadık.

Yılbaşından önce herkese yeni yıl mesajı atmaya çalıştık.Ama blogcu arkadaşların bloglarına ulaşamadık.

Buradan tekrar 2008 yılının herkese sağlık mutluluk ve huzur getirmesini diliyoruz.

2008 yılının ilk filmlerini izledim.1.ci SİL BAŞTAN;
Rengarenk saçlı Kate Winslet ve Jim Carrey.Filmi 2007 de izlemeyi çok istemiştim ama Türkçe cd si uzun bir süre çıkmamıştı.Geçen hafta çıkan cd ler arasında görünce çok sevinmiş eşime sipariş etmiştim.

Nasıl anlatsam bilmiyorum.Film çok ama çok güzel.Filmi izleyerek yaşamanız lazım.

Konusu kısaca şöyle Joel kavga ettiği sevgilisi Clementine'in bilimsel bir labaratuarda kendisi ile ilgili tüm anılarını sildirdiği ile ilgili bir yazı alır.Buna çok sinirlenir.O kızgınlıkla kendiside aynı işlemi yaptırmak için Lacuna Labaratuarına başvurur.

İşlem başlar ama Joel zihninde anılar silindikçe onları son kez yaşadıkça pişman olur.Clementine tamamen silinmeden uyanmak zorundadır.

Filmdeki sahne geçişleri,zihindeki anı sahneleri,konuşmalar....O kadar güzel ki. Tekrar tekrar izlemek istedim.Daha yılın ilk günlerinde bu yılın en iyi filmlerinden birini izledim diyorum.
İnsanlar ilişkilerin günü birlik yaşandığı bu dönemlerden gerçek aşkı bulduklarında bile anlamıyorlar.Ancak kaybettikten sonra farkına varıyorlar.İletişimsizlik ilişkileri sonlandırıyor.
Bu konular üzerine derinlemesine bir film var karşınızda.
Bazen herkesin sil baştan sayfalara sil baştan ilişkilere ihtiyacı var.2008 yılında Sil Baştan ile başladım.

Ben arşivimin en güzel köşelerinden birine kaldırdım filmi.Romantizimin ve bilim kurgunun iç içe olduğu film çok orjinal ve güzel.

Söylemesi benden...İzlemesi sizden...

28 Aralık 2007 Cuma

KARIMI VURDUM...KOLAYSA KANITLA...

Filmin mesajından da anlaşılacağı üzere polisiye türde bir film.Başrollerini yılların usta oyuncusu Anthony Hopkins ve Ryan Gosling oynuyor.Gosling'i Sandra Bullock 'un Adım Adım Cinayet filminden hatırlıyorum.

Konusu;Ted Crawford kendinden bir hayli genç olan karısının onun aldattığını öğreniyor.Karısından önce eve gidip onu bekliyor.Karısı gelince soğuk kanlılıkla onu vuruyor.

Bahçıvanlar polisi arıyor.Olay yerine gelen polislerden biri anlaşmak için Ted'in yanına eve giriyor.İlginç olan bu polis karısının sevgilisidir.

Yerde yatan kadını gören polis şok geçirip ve Ted'e saldırıyor.


Buraya kadar herşey normaldir.Ama Ted'in evini araştıran polisler silahın hiç ateşlenmediğini anlayınca işler bir bilinmeze doğru sürüklenir.
Ted mahkemede kendini savunmak için avukat istemez.Karşısında genç ve başarılı bir avukat vardır.Film bu iki adamın adete bir santraç maçı gibi hamleleri ile devam ediyor.

Polisiye gerilim sevenler için iyi bir film.Anthony Hopkins olmasa nasıl olurdu bilemiyorum.Çünkü katkısı çok büyük.

26 Aralık 2007 Çarşamba

KARA YILAN İNLİYOR

Biri eski bir blues şarkıcısı,dinine bağlı,karısı onu kardeşi ile aldatıp terk etmiş kendi halinde bir çiftçi.(Samuel L. Jackson )

Diğeri küçükken tacize uğramış,annesi tarafından terk edilmiş,kasabada adı kötü kadına çıkmış,ruhsal bir hastalığı olan bir kadın.(Christina Ricci)

İkisini yolları Rae'nin dövülüp Lazarusun evinin yakınlarına atılması ile kesişir.Lazarus genç kadını fiziksel olarak tedavi eder.Ama ruhsal sorunlarının olduğunu anlaması da uzun sürmez.

Rea ihtiyaçları karşılığı her erkekle birlikte olmaktadır.Lazarus onun içinde ki bu şeytani duyguları çıkarmaya karar verir ve onu evinde zincirler.

Filmde ki Blues şarkılar eşliğinde iyi oyunculuk çok etkileyiciydi.Konusu biraz orjinal.Ama sorguladıkları ve mesajı ile film bence izlenecekler katagorisinde olmalı. Benim gibi film afişinde ki zincire ilk başta bir anlam veremediyseniz yada yanlış anlam yüklemişseniz şöyle söyliyeyim;o zincir kötü duyguların zincirlenmesini temsil ediyor.Zaten filmin sonunda Rea'nın gelinliğinde de küçük bir zincir var.

Ricci nin sürekli iç çamaşırı yada iç çamaşırsız olması hiç estetik olmasa da Jackson oyunculuğu ile filmi alıp götürüyor.

Film adını eski bir blues şarkısından almış.

Orjinal senaryoları severim değişiklik olsun diyorsanız mutlaka izleyin.

25 Aralık 2007 Salı

MR.BROOKS

Oldukça başarılı ,zengin,ailesine düşkün bir adam Earl Brooks.Ancak onun öldürme bağımlılığı var. Bir de öldürme dürtüsünü sürekli hatırlartan hayali bir arkadaşı .

Çift kişilikli Mr.Brooks ikinci kişiliği Marshall ile mücadele halindedir.Bir daha kimseyi öldürmemek için sürekli dua etmektedir.

"Tanrım, değiştirebileceğim şeyler için değiştirme cesareti ver, değiştiremeyeceğim şeyler için ise kabullenme gücü. ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilmek için de bilgelik ver.''

Mr.Brooks'u Kevin Costner 2. kişiliği Marshall'ı William Hurt canlandırıyor.

Demi Moore da baş parmak katilide denilen Ms.Brooks'un peşinde ki dedektif rolünde.

1. cd de yavaş yavaş ilerleyen konu 2. cd de anlam kazanıyor.Çok ustaca bağlanmış bir senaryo.Konusu değişik bir polisiye gerilim.Kevin Costner soğuk kanlı seri katil rolünde çok başarılıydı.İkinci kişilikle arasında geçen replikler çok etkileyiciydi.

Sıradan cinayet filmlerinin arasında ustalıkla sıyrılabilen farklılık yaratan bir film.Mutlaka izleyin ve arşivinize de ekleyin derim.

24 Aralık 2007 Pazartesi

BAYRAM SONRASI FİLMLER...

Herkese Merhaba...
Bayram sonrası ben bir sürü filmle Ayşe Eskişehir gezisiyle karşılıyoruz herkesi.
Havanın soğuk olması nedeniyle bayramda evde oturduk.Bol bol film izledik.Ama tesadüf izlediğimiz filmler hep bir katil potresi üzerine idi.Birbirinden farklı cinayet filmleri izledik.
Her gün 1 tanesini paylaşacağım sizinle.

İlk film KOKU;Bir Katilin Hikayesi

Patrick Süskind adlı yazarın çok uzun süre en çok satanlar listesinde kalmış romanından uyarlama bir film.Kitabı okuyanlar filmi beğenmemişler.Çünkü kitaptaki etki çok daha büyükmüş.


Jean-Baptiste yetimhanede büyümüş bir çocuktur.Diğer çocuklardan farkı koku alma duyusunun çok güçlü olmasıdır.Her kokuyu duymak istediği için de çok açgözlüdür.

Yeni yerlerde yeni kokularla karşılaşmak en büyük zevkidir.Kendi kokusu olmadığını fark ettiği güne kadar herşey normaldir.O günden sonra kendine bir koku bulmak için daha doğrusu insan kokusu bulmak için her şeyi deneyecektir.

Olaylar 1766 yılında Fransa'da geçiyor.Mekanlar kıyafetler çok orjinal ve güzeldi.Bir Avrupa filmi olduğu için biraz sıkılma ihtimali vardı ama film başından sonuna çok ilgi çekiciydi.

Bu arada çiçeklerin yağının çıkartılması ile ilgili de birçok sahne var filmde.Çok ilginç bir senaryo ve konu tanımadığımız ama başarılı bir oyunculukla Parfüm filmi güzel bir gerilim-dram filmi.


Değişik kokular duymak isteyen herkese tavsiye ederim.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Related Posts with Thumbnails